İstanbul

Süryaniler için  Alexandre, Latinler için Anthusa, İtalyanlar için Constantinopoli bizim için ise 1930’dan beri İstanbul. Tarih boyunca o kadar farklı isimle adlandırılmış ki bu şehir. Aslında şaşırmamak. Biz bugün bile kelimelere, sayfalara hatta kitaplara sığdıramıyorken İstanbul’un güzelliklerini tarih boyunca bu şehrin tek bir isimle telaffuz edilmesini beklemek hayalden öte geçmezdi tabi. Peki nasıl atıldı bu şehrin temelleri!

Rivayete göre;

Koressa’nın oğlu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıştı genç adam. Delfoi kâhini gideceği yeri tarif etti;
“Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak.” Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: “Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?”. Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; “Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini.”

Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmuştur “Khalkedonia”, yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip
soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu’nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden adeta büyülenmişti.

Khalkedonia’nın neden “Körler Ülkesi” tanımlamasını hak ettiğini anlamıştı artık. Çünkü böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi!

Hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas’tan dolayı, “Byzas’ın kenti” anlamında “Byzantion” dendi…

Byzas’dan sonra gelen nesiller bu şehire hiçbir zaman kör gözlerle bakmadılar ve hep baş tacı ettiler. Uğruna nice kanlar döküldü nice entrikalar çevrildi ama İstanbul güzelliğinden zerre değer kaybetmedi.

Bende ki İstanbul aşkı çocukluğumun ilk yıllarında belerdi. Hiç görmediğim hiç duymadığım semtlerinin fotoğraflarına baktım yıllarca. Çok hayal kuran biri olmasam da daha o yaşlarımda kafama koydum bir gün İstanbul’da yaşayacağımı. O kadar sahiplendim ki bu dileği kirlenmesine hiçbir zaman izin vermedim.  Sanki ailemden bir bireymiş gibi davrandım İstanbul’a. Her ne kadar görmemiş olsam da hiçbir sokağına taşı toprağı altın olan bu şehrin hiçbir zerresine laf ettirmedim yıllarca.

O kadar özeldi ki İstanbul. Hayallerimdeki büyüsü bozulmasın diye tamda hedeflediğim seneye kadar hiç ayak basmadım. Ne okul gezilerine katıldım içinde İstanbul olan ne arkadaşlarıma eşlik ettim rotasında İstanbul bulunan.

İstanbul’a gidip gelenler hayranlık içinde anlatırlarken o şehri ben hiç imrenerek bakmadım onların anlattıklarına. Zaten ben İstanbul’da okuyacak orada yaşayacaktım.

Beklediğim zaman geldiğinde üniversite tercihleri yaparken emin olduğum tek bir şey vardı kafamda. İstanbul’da okuyacaktım ve bu doğrultu da sadece İstanbul’u yazdım.

İnsan ümidini kaybetmemeli hiçbir zaman. Bir şeyi ne kadar çok istersen ne kadar çok rotanı o yönde belirlersen muhakkak ki başarırsın.

Evet bir çocukluk hayalim bir çocukluk idealim İstanbul’a geldim. Okulu bitirdim. İnsanlar memleketlerine dönerken ben hala o hayalini kurduğum şehrin içerisindeyim.

Peki sorsanız bana İstanbul’un her yerini gezdin mi biliyor musun diye?  Çoğu yeri bilmiyorum hala. Çünkü ben İstanbul’a doymak istemiyorum. İstanbul ne kadar özelse gidilecek yerleri de o kadar özel olmalı benim için.

Yeni bir oyuncak almış çocuk gibi davranıyorum İstanbul’a. Hiç bitsin istemiyorum. Her köşe başında unutulmaz bir hatıra olsun istiyorum. İşte sırf bu yüzden hoyratça harcamıyorum ben İstanbul’u. İstanbul kadar özel olsun istiyorum hatıralarım gezdiğim her metrekarede.  Eğer bir gün son nefesimi verecek olursam yine benim için özelliğini kazanmış ve ölümsüzleşmiş bir İstanbul köşesinde hayata gözlerimi yummak istiyorum.

Çünkü diğer bütün kentler ölümlüdür, ama sanırım İstanbul var oldukça yaşayacak ve ben o yaşanılan içerisinde belki bir yağmur tanesi olarak belkide bir ağaç dalı olarak yine geleceğim istanbula hiç gitmemek üzere hep deviye olacağım bu şehirde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s