Bu kadar zor mu?

Bugün şu 1 haftalık süreçte Türkiye’de yaşanan ölümlere mercek tutmak  istedim. Muhakkak ki ölen yüzlerce insan arasından sadece birkaç tanesine değinebileceğiz zaten fazlasını yürek kaldırmıyor.

İlk önce Hemşerim Özge Can’dan başlamak istiyorum. Büyüdüğüm ve doğduğum şehir Mersin bize ilkokul çağlarında öğretti kozmopolit bir hayat felsefesini. Türk sıra arkadaşım da oldu Kürt öğretmenimde Gürcü manavımızda oldu alevi komşumuzda. Babamın iş arkadaşları Laz’dı Kürt’tü Çerkez’di Arap’tı.

Mersin’i yıllarca Arap asıllı bir siyasetçi de yönetti. Barındırdığı ilçelerden birisini Kürt asıllı bir siyasetçide. Sempatizan gösteriler dışında hiç sokak kavgası olmadı bizim oralarda. Palmiye ağaçlarıyla örülü sahilde ufka bakarken çekirdeği Kürt bir çocuktan aldık çayı Arap bir amcadan. Alışveriş yaptık, akraba olduk, yıllarca komşuluk yaptık birbirimize. Ve övünçle söylüyorum ki ben sokakta oyun oynarken çocuk yaşımda hep başka komşulardan içtim suyu. Onlar hem Arap’tı hem Kürt hem alevi hem Ermeni hem de Rum. Açıkçası hepsinin emeği var üzerimde. Peki sizin üzerinizde yok mu çoğunluk içerisinde azınlık dediklerimizin.

Memleketini seven her insan gibi haberi okuduğumda baka kaldım ekrana. Gencecik bir kız çocuğunu sadece midibüse bindi diye öldürdüler mersinde. Ve belki de ilk defa utandım Mersin’liliğimden. Ama idrak etmek zor olmadı durumu problem Mersin’de ya da Mersinlilerde değildi. Biz bir yerde çok büyük bir yanlış yapıyorduk ama nerede.

Çok geçmedi bir gazeteci öldürüldü İstanbul’da. Ve tek suçu kartopu oynamaktı masumca. Belki bir çocuk gibi eğleniyordu o sıralarda ama ufacık bir kartopu işyerinin camına geldi diye bıçakladı birisi Nuh Köklü’yü kalbinden.

Aslında o bıçak Nuh Köklü’nün kalbine değil de tüm ulusun çocukluğuna saplanmıştı oysaki. Hepimiz oynadık kartopunu. Ama bundan sonra çocuklarınız çocuklarımız kartopu oynamaya gittiğinde. Şüpheye düşeceğiz hepimiz başına bir şey gelir mi diye. Ve belki de engel olacağız çocuğumuzun çocukluğuna. Sen gelecek nesillerin de çocukluğunu kalbinden bıçakladın. Milyonlarca insanın çocukluğunu eksik bırakacaksın belki de. Suçlusun.

Ve Son olarak üniversite de gencecik bir arkadaşımız bıçaklandı. Mezun olmasına sadece 3 ayı vardı. İşe girecek evlenecek çocukları olacaktı belki de. Siz inanıyor musunuz 1 kişi öldüğünde 1 kişi ölüyor. Aslında koskoca bir aile yok oluyor o kişi gittiğinde.

Aslında işin özetini Fırat’ın babası söyledi. Kendisinin CHP’li olduğunu söyleyen Fuat Mahir Çakıroğlu, “Ben CHP’liyim, yönetici değilim. Gider oyumu kullanırım. Ama oğlum MHP’li oldu. Suç mu öyle olması?

Gerçekten suç mu farklı olmak?

Kadın-Erkek Türk-Kürt-Laz-Alevi. Çocukluğunu yaşamış ya da yaşayamamış olanlar.

Gezi olaylarında yan yana değil miydiniz hepiniz. Tüm farklı olanlar. Ne oldu da bu kadar çabuk nefret dolu olduk biz.

Sevgi emek ister sevgi insan ister öldürmeyelim birbirimizi sevecek bu kadar insan varken yepyeni bir dünyayı sevgiyle kuralım.

Bu kadar zor mu?

Şeb-i Arus

Şeb-i Arus Mevlevilikte Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gecedir.Mevlana Celaleddin-i Rumi, bu geceyi Rabb’ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü Düğün Gecesi olarak adlandırır ve gelenek dolayısıyla her yıl Konya’da düzenlenirdi. Ta ki birkaç sene öncesine kadar. Birkaç sene önce ne mi oldu? Şeb-i Arus törenleri Konya’dakine alternatif olarak İstanbul’da da yapılmaya başlandı. Nedenine mantıksal bir açıklama ben bulamadım umarım siz bulmuşsunuzdur. Mevlana tüm dünyanın saygı duyduğu bir kişiliktir nedeni de içinde barındırdığı hoşgörü ve insan sevgisidir. Bu nedendendir ki hiç bir siyasal oluşum Mevlana’yı siyasete katmaya yeltenmezdi fakat bu sene Şeb-i Arus törenlerinde hem siyasal bir protesto yaşandı (2 kişi olsa da protesto protestodur ! ) hem de 3 gün öncesine kadar toplumda derin tartışmalara neden olan bir sanatçı  törenlere katıldı ve bir de şiir okudu. Ne diyordu bu şiirde Mevlana “Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı / Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun etme..” 741 yıl öncesinden bugüne hala insanın içine tesir eden bir dörtlük olmuş olsa gerek !

Dün gündemi sadece Şeb-i Arus törenleri belirlemedi tabi.. Sözde bir sendika başkanı eğitimci arkadaşımız açıklama yaptı “Çıkışı yok , dönüşü yok  son bulmalı”dedi neydi bu son bulması gereken? Kızlı erkekli eğitim artık son bulmalıymış . Bu arkadaş öyle olması gerektiğini düşünüyor. Tam da Şeb-i Arus gününde yapılan bu açıklama kimlerin kemiklerini sızlattı az çok tahmin ediyoruz.. “Ne olursan ol Gel”diyen bir nesilden “Kızsan bu tarafa Erkeksen bu tarafa” diyen bir nesile..

Bugün dünya tarihinin en ilginç karakterlerinden  Nostradamus’un doğum günü. Kehanetleriyle dünyaya nam salmış bu kişinin benim en sevdiğim kehaneti kendi mezarıyla ilgili olanıydı. Hikaye şöyle: Fransız İhtilali sonrası 1791 yılında sarhoş Fransız askerleri Nostradamus’un mezarını açtılar..

1566 yılında ölen Nostradamus’un üzerinde, mezarın açıldığı tarih olan “1700” yazılı bir madalyon bulundu.

Madalyonda yazılanlarsa şunlardı ;

Kim ki, bulduğunda mezarı açacak.. ve kim ki açtığı bu mezarı hemen kapamayacak lanet onu bulacak ve nedenini bilmeyecek..

Hikayeye göre, bu askerler daha sonra Marsilya’daki üslerine geri dönerken kral taraftarları tarafından pusuya düşürüldüler ve vahşice öldürüldüler..

Kendi mezarını bulanlara bile bir kehaneti olan Nostradamus acaba son 12 senede bu ülkede olanlara dair en ufak bir tahmin yürütebilir miydi ??

Bir Umudun Hikayesi Köy Enstitüleri

”Samsun’un Çarşamba İlçesi Kumköy İlkokulunda öğretmenlik yapan Dilek Livaneli, Varley Gems Vakfı Küresel Öğretmen Ödülü Komitesi’nin seçtiği ”dünyada en iyi 50 öğretmen” arasında yer aldı. ”

Dün bu haberi okuduğum zaman gurur duydum. Ama bu gurur sadece bizden birisi olmasından kaynaklı değildi burada önemli olan bu başarının taşrada öğretmenlik yapan biri tarafından kazanılmış olmasaydı. Konu öğretmenlikten başarıdan ve de en önemlisi Köyden açılmışken benim görmememe yaşamamama rağmen her gün özlemini yaşadığım köy enstitülerinden bahsetmek istiyorum..

Köy Enstitülerinin temelini Atatürk atmıştı. Ama faaliyete geçirme Milli Şef döneminde 17 Nisan 1940’da gerçekleşti. İşin başında ise Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel vardı. Okuma yazma oranı savaş sonrası Türkiye’sinde sırf alfabe değiştiği için değil zaten az sayıda okuma yazma bilen insanların savaşta yaşamını yitirmesi nedeniyle yerlerde sürünüyordu. Bu enstitülerde amaç Anadolu’yu milletin efendisi vesilesiyle şaha kaldırmaktı. Ve bu okullardan ilkokul öğretmenleri yetiştirmekdi.

Bu enstitülerde 1940-1946 arasında 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi. 750.000 fidan dikildi. Çünkü bu okullarda eğitim sadece kitaplardan verilmiyor öğretimde eğitimle en iyi şekilde harmanlanıyor uygulamaya önem veriliyordu.

Enstitüler gerek halkın buraları komünist yuvası zannetmesi gerekse Truman Doktrini sonrası yardım alabilmeyi düşünen ve Sovyet ekolünden korkan hükümetin pes etmesi sonucu 1954 senesinde kapatıldı.

Bu enstitüler kapatılana kadar 1308 kadın 15.943 erkek olmak üzere toplamda 17.251 kişiye eğitim verdi. Okulu bitiren öğrenciler Öğretmenlik dışında ziraat+sağlık+duvarcılık+demircilik+terzilik+balıkçılık+arıcılık+bağcılık+marangozluk ve daha sayamadığım bir çok branş hakkında da bildi sahibi oluyordu.

Her öğrenci 1 senede Dünya klasiklerinden Türkçe’ye çevrilen minimum 25 klasiği zorunlu olarak okuyor okul bittiğinde en az 150 klasiği bitirmiş hale geliyordu. Sadece edebiyat alanında dolgun olarak mezun olduklarını söylemek cahillik olur. Her öğrenci en az 1 müzik aleti çalıyor müzik derslerine de dönemin en iyi sanatçıları geliyordu. Bunlara Aşık Veysel ve Ruhi Su’yu örnek vermekle yetineceğim. Buradaki öğrenciler Tiyatro oyunları da sergiliyor ve sahnede Kızlı-Erkekli devleşiyordu. Okulda herkes aynı üniformayı giyiyordu buna okulun müdürü de dahildi. Öğrenciler de okul yönetiminde söz sahibiydi. Zaten o okulu oraya inşa edenler de o köylü halk ve öğrencilerdi.

Türkiye’nin fıtratı haline geldiği gibi bu başarılı girişim de cezasız kalmadı ve kapatıldı. Ama şunu unutmamak lazım Türkiye’nin kitap dahi girmemiş olsa bütün köylerinde milletin efendisi hala hüküm sürüyor. Ümidimizi kaybetmeyelim, aydınlanma yine en ücradan en beklenmedik yerden köyden o okullardan o öğretmenlerden gelecek.. .

Zamanın behlinde

Bir ülke düşünün günde 20 tane sürmanşet olabiliyor ve olanların hepsi emin olun ki yurt dışında olsa gündemi değiştirebilecek boyutlarda. Ama konu bu ülke olunca anlık etkiler yaratıp kayboluyorlar. Bu ülkenin Ana Haber Bültenlerinde hala 15-20 dakika magazin haberleri kendine yer bulabiliyor.

Gelelim yazının başlığının neden ”Zamanın Behlinde” olduğuna. İnanıyorum ki bundan 20 yıl sonra hepimizin çocuklarına anlatacağı tonla hikayesi olacak ve hikayeler böyle başlayacak ”Zamanın Behlinde bir ülke vardı. Aman Haa çok uzaklarda arama ! Bu ülkede de Fuat Avni takma adında bir karakter yaratıldı gerçek midir hayal midir biz hala öğrenemedik bana kalırsa sen de fazla burnunu sokma ! Bu arkadaş hergün sosyal platformda yazılar yazar devletin yaptığı ne varsa ifşa ettiğini söylerdi. Hadi buna halk inanırdı tamam da Devletin Başbakan Yardımcısı da çıkıp ”Umarım yazdıkları kadar vahim değildir” diyordu. Çünkü medyamız o kadar özgür ve tarafsızdı.”Ee çocukta boş durmayacak ya soracak tabi ”Peki Sen ne yapıyordun o esnada?” Umarım hepinizin bu can alıcı soruya verebileceği bir kaç satır cevabı olur !

Bu arada unutmadan Tarihte Bugun  Başbakan İsmet Paşa ”Başlıca hedefimiz milli paramızı kıymetlendirerek altına bağlamaktır ” dedi . Bu sözü dinlemek lazım !